Alsancak: Bir semtin buğulu hikayesi

Ünal Ersözlü’nün Sabah Gazetesi’ndeki köşesinde 29 Ekim 2011 tarihinde, “Alsancak: Bir semtin buğulu hikayesi” isimli köşe yazısıdır.
Alsancak, biraz Punta’dır; çokca güzellik. Alsancak, en eski İzmirli; Punta en eski Alsancaklıdır…

***

Punta Yunanca ‘nokta’, İtalyanca ‘sivri uç’tur.
Alsancak, İzmir’in noktası, ‘süveyda’sıdır…

***

Süveyda, insan kalbinin gizli sevgi noktası.
Alsancak, şehrin kalbinin sevdasıdır…

***

Alsancak, koca tarih; aynasıdır dev şehir koridorlarının.
Aynadan bakar. Şehre sorar: ‘Söyle benden güzel semtin var mı?’

***

Alsancak, güzellik, estetiktir; ama kültürle tamamlanır.
Kültür güzelliği güzelleştirir; yüreği yüceltir…

***

Alsancak, canlıdır; insanla buluşur, hep insanlaşır.
Semtlerin insanı, insanların güzel semtidir…

***

Alsancak, Türk, Levanten, Rum, Musevi’dir.
İnsanların evrensel kardeşlik semti…

***

Alsancak, iyi burjuva yetiştirmiştir.
Ama semt, halkın biricik sevgilisidir…

***

Alsancak dişi, süslü, güzeldir; saçları salık, bazen sarışın, bazen esmer.
Kadınsı semt, süzülür kokusu, elleri ince, gövdesi alımlı, suskunluk diyarı…

***

Alsancak, aşktır; bazen karşılıklı, bazen karşılıksız.
Aşkın ‘a’ hali, ‘b’ hali, ‘c’ hali, ‘d’ hali, ya ya ya ‘yaşasın’ hali…

***

Alsancak, tutkudur; ağır, canlı, büyüyen, çok güçlü bir tutku.
Tutkunun anlatılmaz, tarifsiz tablosu; kızıl ve kara dolu…

***

Alsancak, renktir; beyazdan önce ona bütün renkler verilmiştir.
Kırmızı, yeşil, mavi, sarı; hayat orada hep laciverttir…

***

Alsancak, hüzündür; hep ruhunda sihirli bir burukluk.
Rahmetli evsiz alkolik Osman’ın, çığlıklı bağırışında toplanırdı sessizlik…

***

Alsancak, sestir; sürekli sesler, gürültüler, insanların akışı.
Semt, kalabalıklar arasındaki yalnızlık, tır, tıp…

***

Alsancak, şehir; modernlik, şirin kokonalar, sevimli.
Sokaklarında çoğalan hareket, İzmir’in Şanzelize’si…

***

Alsancak, biraz Gül Sokak’tır, biraz Kıbrıs Şehitleri, biraz hepsi.
Eskiden Frenk’in altındaydı, adı karışmıştı, faili meçhul ‘Fasulya Mahallesi’…

***

Alsancak, kendinden beyaz perdedir; İzmirlinin tören kıtası, gösteri dünyası.
Yetişemedim bir türlü; ah ‘Tayyare, Sakarya’ sinemaları, üşür insanın elleri…

***

Alsancak, futboldur; kıskanç, kibirli, sevgili, büyük Altaylı.
Ama çok eskiden, az değil, yine çok sayılır Altınordulu’ydu…

***

Alsancak, Kordon’dur; saat onda, on birde, on ikide; hep sevgide, aşkta buluşuldu yıllarca.
Ki orada denize bakıp, Gazi’nin rakı içmişliği vardır; şehrin Gazi’ye bakmışlığı…

***

Alsancak; birbuçuk asır önce, Levant’ın Paris’iyken İzmir; asırlardır Paris’idir İzmir’in.
Ki o Paris’in akıp geçtiği, süzüldüğü, dokunduğu, eğlendiği yer olmuştur hep Kordon…

***

Alsancak, yitik mekanların, sessiz, buğulu diyarıdır. Unutulan yüzlerin semti.
Ki denize ‘Palet’ gibi uzanan ‘restoran’; ardından Bergama, unutuluş markaları Kordon’da…

***

Alsancak, rüzgardır; lodostur, meltemdir, tüm esintilerin gizemli lordu.
Ki insanın ruhunu üşütür, kalbini grip eder, Kordon’un o tatlı fırtınaları…

***

Alsancak, çok Kordon, az çok Pasaport’tur; işgalde ilk düşen karakoldur orası.
Ki şimdi boyozu, gevreği, domatı, tavşan kanı çayı; güzellikler sultanı Pasaport…

***

Alsancak, en eski yangın yeridir; küllerinden doğmuştur İzmir yangınında.
Ki şimdi Mustafa Bey, Talat Paşa Bulvarı; bir zamanlar birer yangınlıktı…

***

Alsancak, inançtır; dinlerin kardeşliği, sevginin kardeşlik, sessiz insan tanığı.
Bir uçta Hocazade Camisi, diğer uçta izler, boynu bükük Domeniken Kilisesi…

***

Alsancak, Fuar’dır; Kültürpark, yeşil, ağaç, soluk, çimen, doğa, yol, koşu, insan.
Behçet Uz, denen o güzel adam; ne çok çaba, ne çok iyilik, ne çok alkış…

***

Alsancak, evlerdir; Kordon’da tek tük Rum evleri, son evler, sessiz evler.
Şimdi Kilise sokağında, serpilmiş semtin arka bahçeli noktalarında hayatları…

Alsancak, sokaklar doğurdu kadın gibi; Necati Bey, Dil Küşat, Sümbül; her renkte, her seste.
Araya sızdı semt dışından kafasını iterek Bornova Sokağı; çünkü Bornova kıskandı…

***

Alsancak pastanedir; yenilenen Sevinç, manzara bahçesi gibi; Yaşar Aksoy’un oturduğu.
Reyhan çok özel; sahibi sempatik Karadenizliler, sosyetiktir çok güzel mekanın kendisi…

***

Alsancak ‘seyir’; Sir Winston Tea, İzmirli sevgili Haşmet’in post modern terası.
Eski Bonjour, hayatın nazik çocuğu, As-Burger’di eski yeri; Efes ise diri, zarif semt simgesi.

***

Alsancak, son yıllarda La Cigale’dir; Joe’nun yeri, çokca Fransız, İtalyan biraz.
Bahçesinden çiçekler, ışıklar salınır; Mehmet ile Ebru, sanki dünyaya orası için gelmiştir…

***

Alsancak, Kordon’da birahanelerdir; en eskisi Sirena’dır, tevellüt 1975, yolun yarısı eder.
Sonra Venezia gelir, orda önce Tuğrul, ardından Namık ile tanıştık, sene tam 1987…

***

Alsancak, bazen salaş, şimdilerde modern birahanelerde buz gibi bira içenlerdir çoğunlukla.
Yanına kızarmış patates, elması da eklendi artık; karışık tabak, acılı Hardal’ı Sirena’nın…

***

Alsancak, Kordon’da buluşmadır esintili ilkyaz akşamları, özlem Kordon’a, kalabalığa.
Sirena’nın cadde barı, biraz Çiçek’tir Arif’inki gibi; yer kapılır, Altan ile Servet laflanır…

***

Alsancak, güneşin kendi burcuna girmesidir yaz akşamları; meyhanelerin toplamı.
Unutuluştur Gazi Kadınlar Sokağı’nda, hatırlanır Celal Başlangıç’ın ‘gazi kadınları’… 

***

Alsancak, sanki hep cumbalı gibi; bir ses saklanır, fısıltılar tutulur, göze gelir, söze gider.
Konuşulan şeyler vardır orada, insanların insanlara, kedilerin kedilere söyledikleri, gizem…

***

Alsancak, biraz Muzaffer İzgü Sokağı’dır, çok efendidir; yanı başındaki sarhoş sokaklarıyla.
Ki ikiz kızları saçları rüzgara eşit, ince zarif adımlarıyla, sık sık görürsünüz caddelerde…

***

Alsancak, Neyzen’dir Gazi’de, Gül Abla’dır, sonra Serhat’tır esas gençlerin Opus’unda.
Ki orada kapılıp, votka-enerjinin gazabına, gazi olan çok olmuştur, gazi kadınlarda…

***

Alsancak, yıkıntılar arasından yaratılmış, Can Yücel Sokağı’dır biraz, Miko’nun bulunduğu.
Orada Cenap, Elçin, köpeği Kaptan, sevenleri yaşar; Türksavaş’tır çok can veren sokağa…

***

Alsancak, eskiden az Alican’dı; ucuz yenir, ucuz içilirdi; sonra radyoda meyhane şarkıları.
Alican abim, Kordon’a taşınınca battı; semtin caddeleri arasındaki uçuruma kurban gitti…

***

Alsancak, şiirdir çoğunlukla; ağlarken görürsünüz genç kızları, onların bıraktığı delikanlıları.
Bu nedenle çok şiir yazılır bu semtte, ayrılık ve aşk üzerine; ki şiirsancak olacak bir gün adı…

***

Alsancak, dokunuştur; el ele tutunuş; sevginin gerçek üstü hali, arzunun ters yüz selidir.
Ki dikkatle dolaşırsanız, inceden öpüşmelere teslim olmuş gençler görürsünüz arkalarda…

***

Alsancak, derin hatıralardır; eski İzmirliler’in hatırat deposu; ki kimler geldi, kimler geçti!
Bir zamanlar Tevfik Nevzad, Mösyö Jilbert falan kim bilir; Vasıf Çınarlar kocaman…

***

Alsancak, kişilik efsanesi; Mösyö Cappadona, Marika Corsini, Mazhar Zorlu, Genç Moralı.
Sonra Haşmet Uslu, belki köşeden çıkar, tombul kayıt tutucusu İzmir’in, Sancar Ağabey…

***

Alsancak iskeledir; vapurların, insanların, kadınların, erkeklerin yanaştığı butik bir iskele.
Ki Pasaport ile asıl iskelesi arasında en çok bir sefa yürüyüş uzaklığı vardır, ayrılığa koşan…

***

Alsancak, kaybolan Fil Pizza’dır; dönerciler sokağı, Altın Kapı, gümüş tad, söğüşe teslimat.
İbrahim Ağa mandırası, koyun kokulu yoğurt, taze süt, ilerisi Manisa’dan daha iyi, kebap…

***

Alsancak Nato’dur azıcık, bu yüzden Türkiye’de göbeğinde Amerikan Pazarı olan tek semt.
Yoktur şehrin hiçbir çocuğu ki, bu pazarı gezmesin, bakmasın, bir şeyler almasın, olmasın…

***

Alsancak, denizin yakınıdır, bu nedenle biraz Deniz Restoran’dır; mezelerin kucağında.
Üstünde İzmir Palas; önünde deniz, bir gün mutlaka, kalmalıyız otelin saltanat odasında…

***

Alsancak, Büyük Efes Oteli’dir benim gönlümde hep; Swiss’e alışamadım bir türlü.
Mesela Karaca, ne çok özel, vaktinde ne hoş mekanı vardı, Yeni Asırcıların toplandığı…

***

Alsancak, tam Yeni Asır’dır; gazetedir, can can’dır çünkü; görünmek, bakılmak ister kentli.
Eskiden Yeni Asır’ın meyhane baskısını dağıtırdı evlere, mekanlara, bizim sevimli Pinokyo…

***

Alsancak, unuttum sanmayın, biraz da Venedik Pizza’dır, orada pizzaların kralı bulunur.
Sosyetenin yan sahası; nazik garsonlar, ki her yemek sonrası, limonçello ikramı vardır… 

***

Alsancak sinemaları, kapananların yerinde yeller eserken; İzmir sineması kalbimin ortası.
Karaca’da film izlemek az sürprizdir, insanda sanki karanlıkta bir ses doğurur…

***

Alsancak, okullardır; Atatürk Lisesi, oğlum orada okumuştu, İzmir’in ‘marşlı’ Galatasaray’ı.
Cumhuriyet Kız Meslek Lisesi, kurslar ile kızların güzel enstitüsü, güzel kızlar enstitüsü…

***

Alsancak, hep güzel insanlıdır; sembol isimler, eskiler, yeniler; sürekli yenilenen efsaneler.
Ah çocukken transfer etmişti Buca’dan Piriştina’yı; güzel adam, güzel başkan, Alsancaklı…

***

Alsancak; kültür, öykü, roman, deneme, yazı, edebiyattır; köprüleri atar, insanı sarıp sarmalar.
Her gece genç bir şair görürsünüz; aşktan, hayattan, sevgiden sarhoş; sokağında sarhoş…

***

Alsancak; aldatılış, yanılsama, yalandır bazen; doğrular altında ezilen, kendini arayan semt.
Hep yönelirken arayışa, kafasını da toslayandır bazen semtimiz; güzelimiz, dişimiz…

***

Alsancak, arkaya doğru genişler, orada biraz tatlı lümpen, azıcık travesti, kentin sessiz yükü.
Ki hep serseri, insanın kayboluş yanı vardır semtin, sokaklarında kıvranan kıyıları…

***

Alsancak, kömürde pişmiş, az yanmış, karışık, yumurtalı İzmir sandöviçidir.
Hala Lozan Büfe’de, Kardeşler’de yaşar, eski İzmir sandöviçlerinin gizemli tadı…

***

Alsancak, hep saklı ‘gar’dır; içinden trenlerin fışkırdığı bir an’dır; trenler, tende kar sesler.
Ki gençliğim oraya trenlerle akardı, ölü halamın ev balkonundan seyrederdim hüzünlü garı…

***

Alsancak, hastanelerdir biraz; devlet hastanesinin yerinde, eskiden Fransız Hastanesi vardı.
Ki zenci hemşireler bulunan o hastanede çocuktum üç gece yatmıştım koma, babam ağlamıştı.

***

Alsancak, acaba ne zaman kapandı Fransız Hastanesi, tuhaf havası, batılı kokusu.
Bayraklı’da otururken, hastalık yolu ile transfer olmuştum Alsancakspor’a, ayrılamadım.

***
Alsancak limandır, resmi yaşı 52, gayri resmi yaşı onlarca yıl; karşısında havagazı fabrikası.
Bu mekanlar hep ‘erkenlik’ kavşağında, sanki ‘geç kalmıştır’ kentliye; nedense uzak gibi…

***

Alsancak, biraz fuardan, 37 doğumlu Ada Gazinosu’dur unutmayalım; ne çok popülerdi.
Hüseyin Türkmenoğlu amca, oğulları sevgili Cem, Suat; yıllarca müdür Tayfun, anı yüklü…

***

Alsancak, eskiden Gül Sokak’ın sonunda galiba Orhan Hallaç’ın sekiz masalı Pina’sıydı.
Düşünüyorum, o sevimli mekan yıllarca sürdü de, sonra neden kapandı, bilmiyorum… 

***
Alsancak, ne çok gazete ve gazetecidir; Şevket, Dinç Bilgin; sokağı var Şevket Özçelik’in.

İsmail Sivri mesela, heykeli var Kıbrıs Şehitleri’nde, eskilerden Hüsnü Kaftan, niceleri…
***

Alsancak, herhalde ruhu meraklı semt, özü gazeteci, kalbi romancı, serüvenciliği şair.
Bu arada ilk kurşuncu, gazeteci Hasan Tahsin’in de, Alsancak’ta yaşadığı öne sürülür hep… 

***
Alsancak, hep İzmir’in başkanlarının da yaşadığı, büyüdüğü semt olmuştur, şehrin kalbi.
Ünlü Asfalt Osman da (Kibar) semtten; oğlu iyi insan Seli (Kibar) ağabeyimiz de, buradan…

***

Alsancak, çok dişidir, ama İstanbul hamfendisi gibi, Alsancak beyefendisi seslenişi de vardır.
Eski, yeni beyler, beyfendiler; yine de semtin zarif, şık, güzel kadınları, hep göz kamaştırır…

***

Alsancak, sanki biraz Kalyon’dur; tatlı, rüzgarlı Gündoğdu; heykellere açılıyor şimdi.
İlk biralar eskiden Kalyon’da içilirdi; sonra Tilkilik’te Kokoriççi Necmi’de rakının ilki…

***

Alsancak, okuldur, derken; Gazi İlkokulu unutulur mu; orada okumayı isterdim nedense.
Kentin göbeğinde 78 yaşında bir okul, o kadar çok ünlü İzmirli yetiştirdi ki; ışıklı, güzel…

***

Alsancak’ın bir sınırı da, Namık Kemal’dir galiba; 1887 doğumlu o ünlü lise.
İzmir ünlülerinin bir bölümü, fırlamaları, burjuva değil de ‘halk’ olanları, burada yetişmiştir…

***

Alsancak’ın ekmek için koşan temizlikçi kadınları da ünlüdür; Çingene Yıldız vardı eskiden.
Sokaklara bakın, sabah erken saatler, evlere temizliğe, ütüye, çamaşıra giden güleç kadınlar…

***

Alsancak’ın sempatik, emekçi kadınları için de şiir yazılmıştır mesela; Nahit Ulvi Akgün’den: “… Gültepe’den, Boğaziçi’nden/ Gelirler Alsancak gülleri / Çamaşıra cam silmeye /…”

***

Alsancak’ta ‘Alsancak gülleri’; semtin arka, yoksul, buruk yüzünü nasıl güzel aktarır şiir.
Fabrikalar, atölyeler, eskiyen tütün işletmeleri, Tekel’in sigara fabrikası artık eskide… 

***

Alsancak, biraz ‘işçili’, ‘işçiden yana’ isyandır; hatırlıyorum da fırtınalı gençliğimi.
Saf, yürekli çocuklar, ne çok bildiri dağıtmıştık Alsancak Sümerbank önünde, geçip gitti…

***

Alsancak, biraz hüzünlü başkaldırıdır; işte yine ah buğulu gençliğimden masum anı.
Saf çocuklar, garın karşısındaki kilisenin duvarına ‘yazı yazmayı’ başarmak ne özeldi…

***

Alsancak, ‘anlatsam sığmaz destanlara’; anılarımın, gençliğimin, çocukluğumun izleri. Attila İlhan demiş ya; “İzmir şehri yağmurlu bir şehirdir/ Yağmur çiselerken çocuk gibi içlenir.”

***

‘Ben bu Alsancak’ın, bütün hallerini bilirim.’ Gördüm, tanıdım, hissettim, yaşadım.
Alsancak, İzmir şehri gibi, yağmurlu bir semttir, yağmur çiselerken içlenir, yani hüzünlüdür…

Kaynak: Sabah Gazetesi

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir